Saniyenin Beşte Birinde Aşık Olmanız Mümkün

Günümüzde aşklar sevgiler saman alevi gibi, kısa bir süre için şiddetlenip birdenbire sönüveriyor. Yaygınlaşan kanı bu; ancak saniyeden daha az sürede başlayıp uzun bir süre varlığını sürdüren aşklar da yok değil. Amerika’da yapılan bir araştırma saniyenin beşte birinde aşık olunabileceğini kanıtlıyor.

Biz kadınlar yıllardır ilk görüşte bir aşk ve yıldırım nikahı hayalleriyle yaşadıktan sonra nihayet, ABD’de yapılan bir araştırma ile saniyenin 5’te birinde aşık olmanın mümkün olduğu açığa çıkarıldı.

Aşık olduğumuzda bulutların üzerinde uçma hissinin ya da karnımızda uçuşan kelebeklerin nedenini de araştıran bilim adamları, o anda bir insan beyninin 12 ayrı bölgesinin koordine bir biçimde keyif verici kimyasal madde ve hormon salgıladığını belirtiyorlar.

Hepimizin aklında oluşan “insan beyni ile mi aşık olur kalbi ile mi?” sorusu ise henüz açık ve net olarak cevaplanamıyor. Ancak araştırmayı yürüten Profesör Stephanie Ortigue, aşık olma esnasında kalpte oluşan bazı değişimlerin beynin ürünü olduğunu ve iki organın da bu karmaşık duygunun oluşmasında etken olduğunu düşünüyor.

Böylece aşkın bilimsel temellere dayandığı sonucunu elde eden insanoğlu, yaşadığı hızlı hayatta 1 saniyeye bile ihtiyaç duymadan aşk duygusunu da tadabiliyor. Kadın ve erkek ilişkilerinde yapılan araştırmalara devam edileceği de belirtiliyor.

Çin Mantısı

Hamuru için malzemeler:

* 3 yumurta
* 1 çay bardağı su
* Yarım çay kaşığı tuz
* Aldığı kadar un

İç malzeme:

* Yarım kilo ıspanak
* 1 soğan
* Deniz tuzu, karabiber

Hazırlanışı:

Yumurta, su ve tuzu iyice karıştırın. Daha sonra yavaş yavaş unu ilave edin. Hamur, kulak memesi kıvamına gelene kadar iyice yoğurun. Sonra hamuru yarım saat dinlenmeye bırakın. İçi için, yarım kilo ıspanağı ince ince doğrayın. 1 adet soğanın suyuyla 3 dakika soteleyin. Tuz ve biber ekleyin. Daha sonra 2 bezeye ayırdığınız hamurun birini açın ve 7 cm’lik kareler halinde kesin. İçine soğumuş ıspanağı koyarak şekillendirin. Altına ve üstüne tereyağı sürüp, 180 dereceli fırında yarım saat pişirin.

Parfümünüzü Saklarken Bunlara Dikkat Edin!

Tonla para verip aldığımız parfümlerin daha uzun ömürlü olmaları ve korunmaları için dikkat etmemiz gereken birkaç püf noktası vardır. Bunları sizin için paylaştık…

Aldığımız parfümleri sakladığımız koşullar, uzun ömürlü olmaları ve kokularını daha iyi muhafaza etmeleri açısından belirleyicidir. Kokunun cildimizde kalma süresinde etkilidir.
Gün ışığı ve hava ile temas, parfümleri bozan oksidasyonu sağlayan faktörlerin başında gelir. Bu nedenlerden dolayı, parfüm şişesinin kapağı, kullandıktan sonra sıkı bir şekilde kapatılmalı ve parfümün gün ışığından korunması için tercihan kutusunda saklanmalıdır.

Parfümlerin buzdolabında saklanması parfümünün dengesini bozar ve kokusunda değişmelere neden olur. Parfüm ve eau de parfume’lerin buzdolabında saklanmamaları gereklidir. Eğer soğutulmuş ve tazeleyici bir ürün kullanmak istiyorsanız aftershave veya cologne formları almalısınız. Bu ürünler buzdolabında da saklanabilirler.

Bir parfümün cilde tatbik edilmesinden sonra kokunun kalıcılığı ortalama 3 saat kadardır. Yıkandıktan sonra, cilde nemlendirici yağlar sürülmüş ve daha sonra parfüm tatbik edilmişse süre uzar. Deniz seviyesinden yükseklere çıktıkça parfümün etkisini kaybetmesi hızlanır. Daha sıcak havalarda ve nemin yüksek olduğu durumlarda kalıcılık artar.

Parfümün saça ve saç diplerine uygulanması da yanlıştır. Saçın ve saç diplerinin yağlı ortamı, parfümün yapısını değiştirebilir ve kokuyu bozabilir. Ayrıca parfümünüzdeki alkol, saçlı derinizin kurumasına neden olabilir.

Parfümünüzün kalıcılığını ve etkinliğini arttırmak istiyorsanız, parfümünüzü nabız hissettiğiniz deri noktalarına, boyun, kulak arkası, bilekler, dirsek içi bölgelerine tatbik etmelisiniz.

Üzüm Mevsimindeyiz!

Üzümün en bol olduğu dönemdeyiz. Ara öğünlerde meyve olarak tükettiğiniz üzümün, tek başına bir eczane gibi olduğunu biliyor musunuz?

A, B1, B2, C vitamininin yanı sıra bünyesinde potasyum, magnezyum içeren üzümün insan sağlığı açısından tek başına bir eczane olduğu araştırmalarla da kanıtlandı. Üzümün yararlarının sayılamayacak kadar çok olduğunu dile getiren araştırmacılar, özellikle baş ağrısı ve kansere karşı üzümün koruyucu etkisi olduğunu da belirtiyorlar.

Üzümün faydaları saymakla bitmez…

-Üzüm bağışıklık sistemini kuvvetlendirir.

-Böbrek ve karaciğerin işlevini artırır, karaciğer hastalıkları ve kansızlığın tedavisinde etkilidir. Kanın temizlenmesine, vücutta yağların erimesine yardımcı olur.

-Vücutta biriken zararlı maddelerin dışarı atılmasını sağlar.

-Yağlı bileşiklerin kılcal birikmesini engelleyerek ve kanı sulandırarak kalp-damar sisteminin düzenli çalışmasına yardımcı olur. İçerdiği resveratrol maddesi sayesinde kansere karşı vücudu korumakta görev alır. Vücudu virüslere karşı dirençli hale getirir. Kabuk ve çekirdekleri mideye zarar vermeden sindirimi hızlandırır, bağırsak sisteminin çalışmasını düzenler, bağırsak sancısını giderir.

-Hamilelikte veya bacaktaki şişliklerin giderilmesinde ekşi üzüm suyu lapası şiş uzuvlara sarılmalıdır.

-Sedeften kaynaklanan yaralara sürülerek şifa bulunur. İçerdiği besin, vitamin ve mineraller sayesinde güzellik iksiri ve zayıflama rejimlerinde kullanılır.

-Beynin enerji kaynağıdır.

-Cildin taze ve temiz bir görünüm almasını sağlar, alerji ve kireçlenmelerde iltihap oluşumunu engeller.

-Kuru üzüm ağız kokularını giderirken, akciğer hastalığına, asap bozukluğuna, unutkanlığa, kansızlığa, karaciğer zafiyetine, ses kısıklığına iyi gelir.

-Üzüm yaprağı suyu dizanteriye ve göz nezlesine karşı şifalıdır. Taze üzüm, anne sütünü çoğaltır. Böbrek hastalıklarına taze üzüm iyi gelir. Kansere karşı bol bol taze üzüm yenilmelidir.

-Tatlı üzüm cinsel gücü kuvvetlendirir. Taze üzümle kuru üzüm birlikte yenirse bağırsak hastalıklarına ve kolite iyi gelmektedir. Kara üzüm, kalp, karaciğer, dalak, mide ve sinir hastalıklarına şifa verir, kalbi kuvvetlendirir, nefes darlığına iyi gelir.

-Öksürüğü keser; balgamı giderir, ağız içi yaralarını iyileştirir.

-Vücudun aşırı derecede yorgunluğu ve bitkinliğinde kuru üzüm hoşafı içilmelidir.

-Kuru üzüm iç yağ ile dövülüp derin ve iltihaplı yaralar üzerine konursa, iltihabı dışarı çıkarır, siğillerin üzerine konursa eritir. Kuru üzüm el ayak titremesine ve sinir zafiyetine iyi gelir, ses kısıklığını giderir.

-Aşırı adet kanamasını önlemek için kuru üzüm yenilmelidir.

-Sarı üzüm sedef hastalığına iyi gelir.

-Diş ağrısına karşı üzümle sarımsak kaynatılıp gargara yapılmalıdır.

Kahve Dünyası ilk Sanal Mağazasını Açtı

Kahve Dünyası’nın müdavimi olduğunuz çikolata, kahve ve daha onlarca ürünü Sanal Mağaza ile artık yalnızca bir “tık” ötenizde! Sanal Mağaza’dan alışveriş yapan herkese kaşık çikolata da hediye!

Yeniliklerin ve lezzetin öncüsü, Türkiye’nin en büyük kahve ve çikolata zinciri Kahve Dünyası’nın ilgiyle beklenen Sanal Mağazası açıldı.www.kahvedunyasi.com adresinden 25 Mayıs Cuma günü itibariyle satışlarına başlayan Kahve Dünyası, online hizmetiyle artık kapıya kadar hizmet veriyor. Sanal alışveriş yapan herkese Kahve Dünyası’nın sütlü ve bitter çeşitlerinin olduğu kaşık çikolatası hediye edilecek.

Kahve Dünyası evinize geldi!

Kahve Dünyası toplam 182 çeşit ürünüyle tutkunlarının evine girerek online alışverişin keyfini ve rahatını yaşatıyor. Kahve Dünyası’nın dillere destan çikolata ve kahve lezzetleri ile hediyelik eşya ve Evim İçin ürünlerinin bulunduğu Sanal Mağaza’dan dileyen herkes kredi kartı ile Türkiye’nin her yerinden hızlı alışveriş yapabilecek.

Dünya’nın En Romantik Şehirleri

Londra

Şık restoranları, sosyetik barları ve enfes manzaralarıyla Londra, romantizm yaşamak isteyenler için oldukça uygun bir şehir. Gün batımında nehir kıyısında yapacağınız bir yürüyüş ya da gece yıldızların altında bir yandan şampanyanızı yudumlarken bir yandan da şehrin ışıklarını izleme fırsatı bulacağınız bir tekne turu ile rüya gibi bir gece geçirebilirsiniz.

 

New York

Büyük, aceleci, meşgul, kıpır kıpır… İşte New York’u tanımlayan kelimeler. Gündüz alış – verişin keyfini çıkardıktan sonra akşam da romantik bir yemek için küçük aile işletmelerinden lüks restoranlara kadar birçok seçeneği sizlere sunan bu çılgın şehirde yapılacak o kadar çok şey var ki…

 

Roma

Roma’nın en güzel tarafı, gezip görmek isteyeceğiniz her yerin yürüme mesafesinde ya da bir otobüsle kolaylıkla ulaşılabilecek uzaklıkta olması. Roma İmparatorluğu’ndan günümüze kalan eserler sizi tarihte bir yolculuğa çıkarırken, Sistine Şapeli ve St. Peter Katedrali gibi büyüleyici yapılar karşısında diliniz tutulacak. Tabii ki aşıklar çeşmesini de unutmamak gerek.

Barselona

Ünlü İspanyol mimar Antonio Gaudi tarafından tasarlanan inanılmaz binaları ve parklarıyla Barselona büyüleyici bir şehir. Fakat Barselona’yı çekici yapan asıl unsur şehirdeki gece hayatı.

 

Prag

Aşıkların tercih ettiği etkileyici şehirlerden bir tanesi de Prag. Yürüyerek rahatlıkla dolaşabileceğiniz bu romantik şehirde yol kenarlarına sırlanmış kafeler kahve molası vermek için birebir. Siz kahvenizi içerken bırakın hayatın karmaşası geçip gitsin yanı başınızdan.

Geriye Uçan Yaban Ördekleri – Tom Robbins

Geriye Uçan Yaban Ördekleri’ni elinize alıyor ve Robbins yine neyin peşinde diye düşünüyorsunuz. Bu kez hangi uzak dağ yamaçlarında, hangi tuhaf ışıklar dikkatini çekti acaba? Kimin kamp ateşinde ısıtıyor fikirlerini, imgelerini, edebi sanatını? Çingenelerin mi? Gerillaların mı? Kız izcilerin mi? Şamanların mı yoksa?

Hayır, bu kez yaban ördeklerini geriye uçuruyor. Kafilede 1967 yılından 2003’e uzanan dönemde yazdığı yolculuk yazıları, öyküler, çoğu daha önce yayımlanmamış şiirler, sanat eleştirileri, sevdiği insanlara övgüler, çeşitli dergilerle yaptığı mülakatlar ve muhtemelen hiç film olamayacak bir tretman bulunuyor.

Robbins, modern sanatın yapı sökümünü yaptığı ve kafayı yiyen rock’çılara övgüler düzdüğü sıralarda, mesleki konumunu bir daha geri dönmemek üzere değiştirmeye karar vermişti. Kurduğu yeni dünya bir tür “hayal-ettiğine-inan” dünyasıydı; bu dünyada, haber metinlerinde satır arasına gizlenmesi gereken Üslup kraldı, Paradoks ile Muamma ise diplomatik dokunulmazlığa sahipti. İlk romanını 1968’de yazmaya başladı ve hatırlanacaksa romanlarıyla hatırlanmak istediğini açıkça belirtti. Ama elinizdeki kitap onun hem gençlik hem olgunluk dönemi bakışını, hem gazeteci hem edebiyatçı yanını vahşi ve yahşi parçalarla meraklılarına bir güldeste olarak sunuyor.

Geriye Uçan Yaban Ördekleri ile, Vajinalar Kanyonu’ndan geçerek Selous safari sahasına yolculuğa çıkıyor, The Doors’la esriyip Leonard Cohen’le “huzur” buluyor, Thomas Pynchon, Osho, Debra Winger ve daha nicesiyle muhabbeti koyulaştırıp Ay Işığında Yastık Âlemi Sonatı’nda cadı kızın insan kemiğiyle çaldığı çellosuna kulak veriyorsunuz. Sonra Tom Robbins sizin hep sormayı istediğiniz sorulardan birkaçına cevap veriyor: Yaşamın anlamı nedir, gerçekçi misiniz, metaforun işlevi nedir, kaleminiz hiç tutuldu mu, siyaset ve edebiyat ilişkisi hakkında ne düşünüyorsunuz, kendinizi en çok hangi kurgu karakterle özdeşleştiriyorsunuz…

Tom Robbins okurlarına onun gerçek dünyasına dalmak için işte bir fırsat. Uçuş serbest!

 

Ölüm Pornosu – Chuck Palahniuk

Palahniuk’un hayal dünyasına hoş geldiniz! Yoksa kâbuslarına mı demeliydik?

Palahniuk bu defa romanının odağına başka bir “marazi” karakteri, porno kraliçesi Cassie Wright’ı oturtmuş; ama bir nesne olarak. Çünkü her ne kadar konu, onun, efsanevi kariyerini kameralar önünde art arda 600 erkekle seks yaparak kıracağı bir dünya rekoruyla taçlandırmak istemesi olsa da, bu rekoru kırmasında ona yardımcı olacak tali oyuncuların, yani “damızlık erkekler”in anlatımıyla şekilleniyor roman. Sıranın kendisine gelmesini bekleyen Bay 72, Bay 137 ve Bay 600’ün gözünden aktarılıyor bu tarihi an. Ve bu-nunla birlikte, onların trajikomik hayat hikâyeleri de, bir rekordan ziyade ölüm pornosuna dönüşecek çekimler sırasında bir bir dökülüyor ortaya.

Anlayacağınız, derin bir araştırma ürünü olduğunu her satırında belli eden, çatlatırcasına güldürürken aynı zamanda yüreğinizi dağlayacak bu çılgın romanla, porno endüstrisinin çağdaş hayatın içindeki muazzam ve bir o kadar da gizli saklı varlığını edebiyata taşıyor Chuck Palahniuk.

Zaten böyle bir şeyi de ondan başkası bu kadar utanmazca, korkusuzca ve başarıyla yapamazdı herhalde.

Ancak dikkat!

Tabularınız varsa ve onları yıkmaktan korkuyorsanız bu romanı okumayın!

İnsan cenininin mastürbasyona doğumdan bir ay önce ana rahminde başladığı gerçeğiyle yüzleşmek size ağır gelecekse bu romanı okumayın!

Ya da elektrikli vibratörün hayatımıza elektrikli süpürge ve ütüden önce girmiş olmasını kabul edilemez buluyorsanız bu romanı okumayın!

Kısacası, düşüncesinden bile ürktüğünüz insani hallerle yüzleşmek istemiyorsanız Palahniuk sizin yazarınız değil!

Bizden söylemesi!

 

Baştan Çıkarıcının Günlüğü – S. Kierkegaard

Kierkegaard, Baştan Çıkarıcının Günlüğü’nde insanlık tarihi kadar eski olan baştan çıkarma “uğraşı”nı yeniden gözden geçirmeye teşvik ediyor bizi. Bununla bağlantılı olarak da öpüşme, gençkızlık, nişanlılık, evlilik vs. gibi “bildik” konulara ironik yorumlar getiriyor. Kierkegaard’a göre hayatın üç aşaması vardır: Estetik, etik ve dinsel aşama. Bunlardan ilki olan estetik aşamada her şey zevkin çevresinde toplanır. Ya/Ya Da’nın bir bölümünü oluşturan, ancak bağımsız bir bütünlüğe de sahip olan Baştan Çıkarıcının Günlüğü işte bu estetik aşamaya dair…

Kierkegaard Regine Olsen adında on yedi yaşında bir kızla nişanlanır, bir sene sonra da kitapta da ipuçlarını bulabileceğiniz sebeplerden nişanı bozar ve Berlin’e kaçıp Ya/Ya Da’yı bitirir. Bazı temel otobiyografik özellikler yüzünden Kierkegaard’ı “baştan çıkarıcı” Johannes’le özdeşleştirenler olsa da günlük, kurmaca ağırlıklıdır. Aslında, kitapta ne sıradan bir baştan çıkarıcı sözkonusu ne de alışıldık bir günlük: Johannes, kendini etik, estetik ve erotik içerimleri olan bir aşk bilgeliğiyle donatmış sıradışı bir baştan çıkarıcı; bir estet, bir “erotist.” Ayrıca özgürlük düşkünü biri. Hem kendisinin özgür olması gerekiyor, hem de baştan çıkardıklarının. Günlüğe gelince; her ne kadar bazı tarihler göze çarpıyorsa da okurun en az hissedeceği şey günlük formu olacak; en çok hissedeceği ise ironik gözlemlerle bezenmiş sıkı bir roman tadı.

Özgürlükçü bir erotist estetin baştan çıkarma üzerine klasikleşmiş gözlemleri…

 

Türkiye Halkı Yalnızlaşıyor

Türkiye’de son yıllarda yapılan araştırmalara göre, belli sebeplerden dolayı yalnız yaşayanların sayısı oldukça arttı. Türkiye’de 2002 yılında tek başına yaşayan 665 bin 749 kişinin, 492 bin 775’i kadınlardan, 172 bin 974’ü de erkeklerden oluşuyordu. Hem kadınlarda, hem de erkeklerde 2007 yılına kadar makul düşüş ve artışlar kaydeden tek kişilik hane halkı sayısı, 2007 yılında belirgin şekilde arttı ve 715,5 bine çıktı.

Türkiye’de, tek kişilik hane halkı sayısı 2002-2010 yılları arasındaki 8 yıllık dönemde neredeyse 2 kat artarak, 665,7 binden 1 milyon 141,3 bine çıktı. 2010 yılı itibarıyla tek başına yaşayanların 359,6 bini erkeklerden, buna karşılık 781,7 bini kadınlardan oluştu..

Tek kişilik hane halkı sayısı bir sonraki yıl ise kadınlarda 519,5 binden 539,4 bine çıkmasına rağmen, erkeklerden oluşan tek kişilik hanelerin sayısında meydana gelen (yaklaşık 26 bin) azalıştan dolayı 708,7 bine geriledi. 2010 itibariyle ise tek kişilik hane halkı sayısı 1 milyon 141 bin 319’a çıktı.

Yalnız Yaşayan Kadınlar Erkeklerden Daha Fazla

Tek kişilik hanede yaşayanların cinsiyetine göre dağılımında, 2002-2010 döneminde yalnız yaşayan kadınların erkeklerden çok daha fazla olması dikkati çekti.

2010 yılında da 1 milyon 141,3 bin adet olan tek kişilik hanenin 781 bin 705’i kadınlardan 359 bin 614’ü ise erkeklerden oluşuyor. Bir başka deyişle yalnız yaşan kadınlar yalnız yaşayan erkeklerin 2,2 katı oldu.

Ancak yıllar itibariyle her iki cins için de oransal artışlara bakıldığında erkeklerin kadınları geride bıraktı. 2002-2010 döneminde kadınlardan oluşan tek kişilik hane halkı sayısı yüzde 58,7, erkeklerde ise artış oranı yüzde 108 oldu. 2002 yılında tek kişilik hanelerin 492 bin 775’i kadınlardan, 172 bin 974’ü de erkeklerden oluşurken, bu sayı 2010 itibariyle kadınlarda 781 bin 705 ve erkeklerde 359 bin 614’e yükseldi.