Anneler Günü Hediyesi

Anneler günü her yıl Mayıs ayının ikinci Pazar günü kutlanan çok önemli bir gündür. Anneler günü her yıl aynı güne denk gelmediği için pek çok kişi tarafından karıştırılır. 2013 yılında 12 Mayıs Pazar’a denk gelmektedir. Bizi 9 ay karnında taşıyıp, her türlü kahrımızı çeken annelerimize sevgimizi gösterebileceğimiz en önemli gündür anneler günü.

Anneler günü sevgili annelerimizi hatırlamak ve onlara olan minnetimizi ifade etmemiz için çok önemli bir gündür. Bu önemli günde annenizi bir demet çiçek ve ona özel seçtiğiniz bir hediye ile ziyaret etmek hem sizi hem de annenizi mutlu edecektir. Annenizi en iyi tanıyan kişilerden biri olarak ona beğeneceği bir anneler günü hediyesi bulmakta zorluk çekmeyeceksiniz fakat yine de hediye işini son ana bırakmayın ki aradığınızı bulabilesiniz. Hediye bakarken lidyana.com u ziyaret etmeyi unutmayın.

Annenize lidyana.com daki binlerce çeşit hediyeden birini alarak onu bu güzel günde mutlu edebilirsiniz. Dilerseniz annenizin adını yazdırabileceğiniz bir kolye ile ona kendisini özel hissettirebilirsiniz. Dilerseniz de annenizin ihtiyacı olan, hep istediği parfümü ya da saati lidyana.com dan alabilirsiniz.

Lidyana.com

http://www.lidyana.com/anneler-gunu-hediyeleri

Doğacak Bebeğin Cinsiyetini Kim Belirler?

Doğum kontrol hapları kısırlığa yol açar, kanser hastaları çocuk sahibi olamazlar, istenilen her yaşta anne olunabilir… Toplumda üreme sağlığı hakkında yerleşmiş olan “yanlış” bilgiler bir yandan anne baba adaylarının gereksiz yere kaygıya kapılmalarına veya suçlanmalarına, diğer yandan da “nasıl olsa çocuk sahibi olamayacağım” düşüncesiyle tedavi için hekime başvurmakta gecikmeleri gibi ciddi sorunlara neden olabiliyor! Peki ya bu hurafelerin doğrusu nedir?

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Tansu Küçük, üreme sağlığı hakkında toplumda yerleşmiş olan “yanlış” bilgilerin “doğru” larını anlattı!

1. YANLIŞ: Doğacak bebeğin cinsiyetini anne belirliyor.

DOĞRUSU:
Kadının genetik yapısı 46XX şeklindedir ve tüm hücrelerinde x kromozomu vardır. Erkeklerin genetik yapısı ise 46xy’dir. Dolayısıyla bazı sperm hücrelerinde x bazılarında ise y kromozomu vardır. Y kromozomu taşıyan bir sperm yumurtayı döllerse erkek bebek, x kromozomu taşıyan bir sperm yumurtayı döllerse kız bebek oluyor. Dolayısıyla doğacak bebeğin cinsiyetini kadın değil, erkek belirliyor. Tüp bebek ile seçilip yumurtaya enjekte edilen spermin genetik yapısına ise bakılamıyor. Ancak oluşan embriyonun genetik yapısı incelenerek kız ya da erkek olduğu belirlenebiliyor. Cinsiyet seçimi ülkemizde sadece tıbbi sebeplerle yapılabiliyor.

2. YANLIŞ: Kanser hastaları çocuk sahibi olamazlar.

DOĞRUSU:
Kanser tedavisi; cerrahi, kemoterapi veya radyoterapi şeklinde uygulanıyor. Bu tedaviler, sperm ve yumurta gibi üreme hücrelerini üreten testis ve yumurtalığa hasar verebiliyor. Bu nedenle tedavi öncesinde hastadan doku veya hücreler alınıp -196°C de dondurularak ileride kullanılmak üzere saklanabiliyor. Bu yenilik çocuk yaştaki kanser hastalarına da umut oluyor. Kanser olan hastanın evli olduğu durumlarda tüp bebek teknolojisiyle embriyo elde etmek ve bunu aynı şartlarda dondurarak saklamak çok daha başarılı sonuçlar alınmasını sağlıyor. İyileşme tamamlandığında embriyo annenin rahmine transfer edilerek hamilelik elde ediliyor.

3. YANLIŞ: Cinsel ilişkide bulunmamak veya hamile kalmamak yumurtaları koruyor.

DOĞRUSU:
Kız çocukları yumurtalıklarında bir milyon civarında rezerv, yani biyolojik çeyiz ile doğuyor. Ergenlik ile birlikte adet kanamaları ve yumurtlamaları başladığında her ay bir yumurta üretilirken, neredeyse bin tanesi ise ölüyor. Ve bir gün bu biyolojik çeyiz tükeniyor. Sanılanın aksine cinsel hayat, hamilelik sayısı veya doğum kontrol hapı kullanımı bu seyri değiştiremiyor.

4. YANLIŞ: Genetik hastalığı olanlar sağlıklı bebek sahibi olamazlar.

DOĞRUSU:
Genetik hastalıklardan bazıları, hem anneden hem de babadan gelen hastalıklı gen olmasını gerektirirken, bazıları ise tek bir hastalıklı gen ile ortaya çıkabiliyor. Böyle durumlarda tüp bebek işlemi uygulanıyor ve embriyolar laboratuar ortamında elde ediliyor. Genetik bölümde incelenen embriyoların hangisinin sağlam, hangisinin hasta ve hangisinin taşıyıcı olduğu “Preimplantasyon Genetik Tanı” yöntemiyle tespit edilerek uygun embriyolar rahme transfer ediliyor. Aynı yöntem sayesinde risk grubunda olan 35 yaşından büyük kadınlar da Down sendromu olmayan sağlıklı bebekler doğurabiliyor. Preimplantasyon Genetik Tanı ile ailedeki hastalıklı bireye doku ve organ bağışı yapabilecek şekilde genetik uyumu olan bebek de elde edilebiliyor.

5. YANLIS: Sperm sayımında hiç sperm bulunmayan erkekler baba olamazlar.

DOĞRUSU:
“Azospermi” adı verilen bu durum 2 ana nedenle oluşuyor: Birincisi, üretilen spermin çıkış yollarının tıkalı olması. Bu durumda testislerden biyopsi ile sperm elde etmek yüzde 100 oranında başarı sağlıyor. Elde edilen sperm ya eşinin yumurtasına enjekte edilerek embriyo oluşturuluyor ya da dondurularak saklanabiliyor. İkincisi ise çok az sperm üretildiği için sperm bulunamayan erkekler. Bu durum bazı genetik hastalık ya da enfeksiyon nedenliyle oluşuyor. Bu sorunu yaşayan erkeklerde bile “Mikro Tese” yöntemiyle mikroskop altında biyopsi yapılarak sperm bulunabiliyor.

6. YANLIŞ: İlk tüp bebek denemesi başarılı olmaz.

DOĞRUSU:
Ülkemizde Mart 2010 tarihindeki bir yönetmelikle ana rahmine transfer edilen embriyo sayısına düzenleme ve sınırlama getirildi. Bu düzenlemeye göre; 35 yaşından daha genç kadınlarda 1. denemede ve 2. denemede 1 embriyo, diğer tüm durumlarda ise 2 embriyo verilebiliyor. Çoğul hamilelikleri azaltmaya yönelik bu uygulamanın tüp bebekteki hamilelik şansını da bir miktar azaltması beklenebilir. Ancak transfer edilecek embriyonun çok dikkatli seçimi, “metabolomics” yöntemi uygulaması veya 5. gün embriyo (blastokist) transferi gibi yöntemlerle hamilelik oranı eski
düzeylerde tutulmaya çalışılıyor. Zaten tüp bebek ekibinin en büyük isteği de daha ilk denemede tekil bir hamilelikelde etmek.

7. YANLIŞ: Doğum kontrol hapları kısırlığa yol açıyor.

DOĞRUSU:
Eski doğum kontrol hapları içinde yer alan progestinler ödem ve kilo artışına yol açıyordu. Ancak günümüzün modern hapları bu tarz yan etkiler oluşturmuyor. Modern doğum kontrol hapları çok düşük doz kadınlık hormonu östrojen ve kaliteli progestin, yani yumurtlama hormonu içeriyor. Kullanılmaya başlandığında yumurtalıklar dinlenmeye çekiliyor ve yumurtlamayla birlikte yumurtalıkların yaptığı tüm hormon salgılaması duruyor. Kaynağı kadının kendi yumurtalıkları olan erkeklik hormonu androjen de salgılanmıyor; bunun sonucu olarak tüylenme ve sivilceler azaldığı gibi, adet düzensizliği sorunu da kayboluyor. Doğum kontrol haplarının kısırlık yapmaları da mümkün değil. Çünkü etkileri zaten sadece 1 gün sürdüğü için her gün alınmaları gerekiyor; bırakılınca da etkileri hemen kayboluyor.

8. YANLIŞ: İlk hamileliğini kürtajla aldıran kadınlar bir daha hamile kalamazlar.

DOĞRUSU:
Gerektiği derinlikte, rahim içine zarar vermeden yapılan, içeride parça kalmayan ve enfeksiyon için önlemleri alınmış kürtajlar sonraki hamileliği zarar vermezler. Ancak, yine de hatırlatmak gerekir ki kürtaj bir aile planlama yöntemi değildir. Kürtaj bebeğin anormal olduğu durumlarda, hamileliğin anne hayatını tehdit ettiği durumlarda ve tecavüz gibi istenmeyen hamilelik durumlarında uygulanması gereken bir yöntem. Hamilelikten korunmak için modern yöntemleri tercih etmeniz gerekiyor.

9.YANLIŞ: Hamileliği önlediği için doğum yapmamış kadına spiral takılmaz.

DOĞRUSU:
Spiral enfeksiyon yapmıyor ama enfeksiyon varmış gibi bir reaksiyon doğuruyor. Bu reaksiyon nedeniyle salgılanan maddeler de rahim içini hamileliğe uyumsuz hale getiriyor. Bu etki spiral durdukça devam ediyor, çıkarılınca düzeliyor. Ayrıca, bazı spirallerdeki bakır sperm öldürücü etki yapıyor. Hormonlu spiraller aynı zamanda rahim ağzı salgı yapısını ve rahim içini değiştirerek hamileliği önlüyor. Damar veya karaciğer hastalığı gibi çeşitli nedenlerle diğer yöntemleri kullanamayan doğum yapmamış kadınlara da spiral takılabiliyor. Ancak, her 6 ayda bir kontrol edilmesi gerekiyor.

10. YANLIŞ: İstediğim her yaşta çocuk doğurabilirim.

DOĞRUSU:

Türkiye’de ortalama menopoz yaşı 48 yıldır. Ancak menopozdan 10 yıl öncesinden başlayarak hem doğal, hem de tüp bebek yoluyla hamile kalmak zorlaşmaya başlıyor. Öyle ki 20 yaşındaki bir kadının bir aylık cinsel beraberlik sonrası hamile kalma şansı yüzde 25 iken bu şans 40 yaşında yüzde 5’e kadar düşüyor. Dolayısıyla “çocuk da yaparım kariyer de” sıralamasında çocuğun biyolojik olarak öncelikli olması gerekiyor. Çünkü bazı kadınlarda gelişen erken menopoz bu planları daha da alt üst edebiliyor. Ayrıca yumurtalıkta çikolata kisti ve sık ameliyat geçiren kadınlar
ise bu konuda daha da dikkatli olmalılar.

Kaynak: www.kadinvekadin.net

30’undan Sonra Annelik

Modern zamanların kadını hayatı için kararlar alırken geçmiş yıllarda yaşayan hemcinslerine göre oldukça farklı alanlara yöneliyor. Günümüzde fiziksel güç gerektiren işler haricinde, erkeklerle neredeyse her alanda rekabet içinde olan kadınlar, kariyer hedefleri için kimi zaman en doğal içgüdüleri olan anneliği bile ertelemeye kararverebiliyor.

Özellikle modern hayatın koşuşturmacasına kendini kaptıran şehirli kadın, bazen ekonomik bazen de kişisel hedefleri nedeniyle annelik planlarım geç yaşlara erteleyebi-liyor. Ayrıca, son yıllarda bir hayli ilerleyen tıp sayesinde, geç yaşlarda hamileliğin yol açtığı risklerin azaltılması, kadınların bu konuda daha kolay karar vermelerini sağlıyor.

Geç annelik

Kadınların doğurganlıklarını 30′lu yaşlarından itibaren kaybetmeye başlaması ve genç bir kadına kıyasla hamileliklerinde birçok risk faktörüyle karşı karşıya kalması, ileri yaşta gebeliğin yol açtığı sorunların basında geliyor. Fakat bu durum, ileri yaşlarda hamile kalmayı düşünen her kadının aynı tip sorunlarla karşılaşacağı anlamına da gelmiyor. Çünkü ileri yaşta hamileliğin taşıdığı riskler her şeyden önce, anne adayının yaşadığı sağlık sorunlarıyla bağlantılı.

Özellikle ilerleyen yaşla birlikte kadınlarda hipertansiyon ve diyabet gibi rahatsızlıkların daha sıkgörülmesi, geç yaşta hamileliği tehlikeye sokan faktörlerin en önemlileri arasında yer alıyor. Bu nedenle, hamileliğini 30′lu yaşlardan sonraya bırakan her kadının, hamile kalmaya karar vermeden önce mutlaka doktoruna danışarak hamileliği süresince ne tür sorunlarla karşı karşıya olduğunu öğrenmesi gerekiyor. Diyabet ya da hipertansiyon gibi herhangi kronik bir rahatsızlıktan şikayetçi olan anne adayının, doktor gözetiminde bu sorununu kontrol altına alması, hem kendi sağlığı hem de bebeğinin sağlıklı gelişimi açısından büyük önem taşıyor.

Çünkü ileri yaşlardaki hamileliklerde kronik hipertansiyon, erken gebeliklere göre ikiyle dört kat arasında daha fazla görülüyor ve bu durum anneyle bebeği açısından büyük tehlike taşıyor. Ayrıca, bir diğer tehlikeli olasılık da, kadının yaşı ilerledikçe doğacak bebeğin kromozom bozukluklarda dünyaya gelme ihtimali.

Kromozom bozukluklannın en önemlilerinden biri olan Down Sendromu’nun, özellikle ileri yaşlardaki gebeliklerde ortaya çıktığı araştırmalar sonucunda kanıtlanmış. Doğacak bebeğin zihinsel ya da bedensel özürlü olmasına yol açan Down Sendromu’nun, 25 yaşındaki bir anne adayının bebeğinde görülme şansı 1250′de bir iken, 35 yaşındaki bir annenin bebeğinde bu oran 378′de bire kadar yükseliyor. Artan bu risk faktörü nedeniyle çoğu doğum uzmanı 35 yaş üzerindeki anne adayım, bebeğinin bu tip bir kromozom bozukluğuna ne kadar maruz kalabilecegini öğrenmesi için hamileliğinden önce bir test yapmayı öneriyor. Yapılan test sonucunda, anne adayının hamileliğiyle birlikte hiçbir kromozom bozukluğu yaşamayacağı tespit edilirse anne ve bebeğinin sağlıklı bir hamilelik geçireceği belirleniyor.

Düşük tehlikesi

İleri yaşlarda hamile kalmayı planlayan kadınların karşılaşabilecekleri bir diğer sorun ise düşük tehlikesi. Her yaştaki anne adayı, hamileliğin özellikle ilk üç ayında düşük riskiyle karşı karşıya kalıyor. Öte yandan, ilerleyen yaşla beraber düşük ihtimali de doğru orantılı artıyor. 35 yaş üzerindeki anne adaylarında düşük tehlikesine, genç yaştaki hamileliklere göre dört kat daha fazla rastlanılıyor.

İleri yaşlarda ilk bebeğini dünyaya getirmeye hazırlanan anne adayları için doğum evreleri de farklı zorluklar taşıyor. Diyabet ve hipertansiyonun beraberinde getirdiği risk faktörlerinin yanı sıra plasentayla ilgili sorunlarda anne adayının hayatını tehlikeye atabilir. Özellikle Placenta previa olarak adlandırılan vakada, annenin çok kan kaybetmesi ihtimaline karşı doğum uzmanı sezaryen doğumu önerebiliyor.

Geç yaşlarda ilk doğumunu yaşayan anne adayları, bazen düşük kilolu ya da prematüre bir bebeğe de sahip olma olasılığını taşıyabiliyor. Doğumu tehlikeye sokan bu tür riskler, annenin artan yaşıyla ortaya çıkıyor. Fakat ileri yaştan daha önemli olan, hamilelikten önce beliren ve bu evre içinde devam eden kronik rahatsızlıklar. Doktor gözetiminde genellikle en aza indirilen bu tip riskler anne adayının da dikkat edeceği bazı noktalarla tamamen ortadan kaldırabilir:

• İleri yaşlarda yaşanan doğumlarda, bebekte görülebilecek bedensel, zihinsel ve genetik bozukluklara karşı gereksinim duyulan vitamin eksikliklerinin doktor gözetiminde giderilmesi.

• Anne adayının ve bebeğinin yaşayabileceği sorunlara karşı önlem almak için, hamilelik öncesinde ve hamilelik evresinde rutin check-up’lardan geçmek.

• Günlük beslenmede folik asit ihtiyacının karşılanması; yulaf, portakal suyu, lifli yeşil sebze gibi besin değeri yüksek yiyeceklerin tüketilmesi.

• Hamilelik süresince likör, bira, şarap gibi alkollü içeceklerden uzak durulması

• Sigara içmemek ve sigara içilen ortamlardan uzak durmak

• Doktor önermedikçe gelişigüzel ilaç kullanımından kaçınmak

Ruhsal açıdan hazırlık

Hamilelik süresince ileri yaştaki anne adayının beden sağlığı kadar, ruhsal durumu da bebek için büyük önem taşıyor. Yaşadığı hormonal değişikliklerden ötürü kendini zaman zaman kötü hissedebilen annenin bu durumu, baba adayının desteği ve anlayışıyla çözüm bulabiliyor.

Ayrıca anne adayının hamile kalmaya karar vermeden önce bir bebek dünyaya getirmeyi gerçekten istedigini düşünmesi gerekiyor. Özellikle ileri yaşta ilk bebeklerine sahip olacak anne ve baba adayının hayatlarında büyük bir değişikliğe neden olacak bu olayı gözden geçirmeleri için kendilerine şu soruları sormalan gerekiyor.

• Çocuğun bakımını üstlenmek için fiziksel ve ruhsal koşullarınız uygun mu?

• Hamileliğiniz süresince size destek olabilecek yakınlarınız ya da arkadaşlarınız var mı?

• Ekonomik durumunuz yeni doğacak bebeğin gereksinmelerini karşılayabilecek mi?

• Sağlıklı besleniyor musunuz?

• Sigara ya da alkol kullamyorsanız bu alışkanlıklarınızı bırakabilecek misiniz?

• Bebek hayatınızda büyük bir değişikliğe neden olacak. Fedakarlık yapmaya hazır mısınız?

• Eğer yaşınız oldukça ilerlemişse başkalarının yapacağı yorumlara kendinizi hazır hissediyor musunuz?

Hamilelikte risk faktörleri

• Anne adayının yaşı
. Anne ve baba arasındaki kan bağı
• Anne adayının geçirdiği rahatsızlıklar
• Ailede varolan genetik rahatsızlıklar
• Anne ve baba adayının kan gruplarının uyuşmazlığı
• Uyuşturucu madde kullanımı
• Hamilelikte yaşanan ruhsal problemler
• Anne adayının kilosu

(internet haber)

Karşı Konulmaz Anne Öğütleri

Eğer annenizin öğüt veremeyeceği bir konudan muzdaripseniz, başınız belada demektir!

Herhangi bir konuda vereceği tavsiyelere her zaman güvenebileceğiniz birisi varsa, o da annemizdir. Kabul edelim ya da etmeyelim, tüm o “Aman anne!”lere rağmen, her zaman ne söyleyeceğini önemsiyoruz. Ve bundan fazlası, o doğru söylemiş oluyor.

İşte tüm zamanların en karşı konulmaz anne öğütleri:

“Doğru otur/kalk!” Saçma gelebilir ancak doğru bir postür istiyorsanız gözden kaçırmamanız gereken bir öğüt. Ayrıca sadece sağlığınız için değil, özgüveniniz için de önemli.

“Komplimanları zarif karşıla” İşte bu zor. Bir şekilde bizi öven insanla anlaşmazlığa düşersek tevazu gösterdiğimizi düşünmeye programlıyız. Ama yine annemiz en iyisini biliyor; bir teşekkür harikalar yaratır özgüveniniz üzerinde diyor – tavırlarınızda da- iş nazik kelimeleri kabul etmeye geldiğinde. Bu kendi kızlarımıza da öğretmemiz gereken bir tavır kesinlikle.

“Kibarlığınızla öldür.” Balla, sirkeden daha çok sinek yakalayacağınızı bırakın da anneniz hatırlatsın. Kaba bir insana vereceğiniz kibar bir tepki, tuhaf bir tercih olsa da daha sonra olay üzerinde düşündüğünüzde kendinizi her zaman iyi hissetmenize sebep oluyor. Başkalarının seviyesine inmeyin, konu ne olursa olsun kendi kişiliğinizle göğüs gerin.

“Pes etme!” Annelerimiz asla pes etmemeniz için bizi destekleyen en büyük güç olmaz mı genelde? Zorlandığınızı fark ettiğinizde ve pes etmeye hazır olduğunuzda, sizi yüreklendirecek bir güç olması harikadır. Ama bunu alışkanlık haline getirip, kendi kendinize başarmanız ve pes etmediğiniz için kazandıklarınız en büyük ödül olacaktır.

“Elinden gelenin en iyisini yap.” Ot bile olsan en yeşili ol der annem hep, son derece basit bir önerme olsa da uygulamaya gelince hayatınızı adayabileceğiniz bir öğüt. Bazen anne işte, tabi ki çocuğuyla övünmek isteyecektir diye geçirsek de aklımızdan, aslında kendi kendimizle övünmemiz için doğru yola çekiştiren bir öğüt olduğunu her seferinde hatırlamalıyız.

“Denemeden bilemezsin.” Anneler muhteşem amigolardır. Bize sürekli en büyük hayranımız olduğunu hatırlatır ve iş risk almaya ya da yeni şeyler keşfetmeye geldiğinde yüreklendirmek için ellerinden geleni yaparlar. Denemeden hangi konuda başarılı olacağını bilemez elbette insan, denemekten bile korkmak ise en büyük zayıflık değil midir?

“Kendin ol!” Anneler mevcut durumu zorlamaya ve sizin kişiliğinizi tasfiye etmeye bayılır. Sizi siz yapan şeyleri keşfetmek hiç bitmeyen ve tüm yaşam süren bir işlem olsa da karakterinizin belirginleşmesinde asıl olandır. Anneniz orada ve size sadece siz olduğunuz için harika olduğunuzu hatırlatıyor, şanslızınız!

Kaynak: www.milliyet.com

Çocuğunuz Sizi Yönetmesin!

Çocuk merkezli aile olmanın en belirgin tarafı, evde bütün işlerin anne-baba tarafından yapılıyor olması ve çocukların evle ilgili en küçük bir sorumluluk dahi taşımamasıdır.

Çocuk merkezli aile olmanın en belirgin tarafı, evde bütün işlerin anne-baba tarafından yapılıyor olması ve çocukların evle ilgili en küçük bir sorumluluk dahi taşımamasıdır.

İşte çocuk egemen ailelerin karşılaşacağı sorunlar..
1. Çocuklar herşeyden önce empati kurmayı yani başka insanların isteklerine ve duygularına anlayış göstemeyi öğrenemezler.

2. Anne-babalarına isteklerini yaptırmayı başaran çocuk aynı şeyi diğer insanlardan da bekler ve bu istekleri karşılık bulamadığında saldırganlaşabilir, çatışmacı bir tavır geliştirebilir.

3. Evdeki merkez figür olması çocukları ben-merkezci bir kişiliğe yöneltebilir. Dünyanın kendi çevresinde döndüğünü düşünen, uyumsuz, sosyal ortamlara yabancı bir birey olarak yetişir.
4. Zaman içinde anne-baba çocuğun isteklerine aykırı bir şey yaparsa çocuk, onları suçlayan ve tavır alan agresif tutumlar geliştirebilir.

5. Çocuk büyüdükçe kendisini alması gereken kararları almaktan kaçınır, tüm sorumluluğu başkalarından bekler, işler ters gittiğinde ya da beklediği sonuçları alamadığında suçu başkalarına atar.

6. Her istediği yapılan, evde anne-babasını yöneten ve yönlendiren konumda olan çocuk mutsuz, tatminsiz, kararsız, müşkülpesent bir insan olarak yetişir.

7. Beklemeyi, isteklerini ertelemeyi ve sabretmeyi öğrenemeyen çocuklar, çocuk egemen ailelerin eseridir.

Kaynak:ivillige.mynet.com

8 Mart Dünya Kadınlar Günümüz Kutlu Olsun

Kadınız biz, sadece 8 Mart geldiğinde hatırlanası değil, her gün akıllarımızdan çıkarılmaması gereken o muhteşem varlık… Bir eş, anne, işçi ve hayatımızın bir çok alanında yerini alan, üzerine düşeni hakkıyla yapmaya çalışan fedakar kadınlarımız…
8 Mart Dünya Kadınlar günümüz kutlu olsun.

1857 yılında New York’lu dokuma işçisi kadınların daha insanca bir yaşam isteyerek, eşitsizliklere ve ayrımcılığa karşı sürdürdüğü mücadele ile başlayan süreçte 8 Mart, tüm dünya kadınlarının, kutladığı uluslararası bir güne dönüştü.

Birleşmiş Milletler tarafından 1977 yılında ilan edilen 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün geçmişi çok eskilere dayanıyor.
Kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmak yolunda verdiği savaşın temsili başlangıcı 8 Mart 1857 yılında ABD’nin New York kentinde başladı. Konfeksiyon ve tekstil fabrikalarında çalışan 40.000 işçinin insanlık dışı çalışma koşullarına ve düşük ücrete karşı başlattığı grev, polisin saldırısıyla kanlı bitti. Saldırı sırasında çıkan yangında çoğu kadın 129 işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişi katıldı.
1910 yılında Danimarka’nın Kopenhag kentinde toplanan 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında, Almanya Sosyal Demokrat Parti önderlerinden Clara Zetkin, bu yangında yaşamını yitiren 129 kadın işçi anısına 8 Mart gününün Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmasını önerdi. Kadın hakları hareketini, özellikle oy hakkını onurlandırmayı amaçlayan Kadınlar Günü önerisi oy birliği ile kabul edildi.
1975 yılında Dünya Kadınlar Yılı’nı ilan eden Birleşmiş Milletler Örgütü, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart’ın tüm kadınlar için Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmasını kararlaştırdı. Kadınlara eşit hakların verilmesinin Dünya barışını güçlendireceği kabul edildi.
Böylece 8 Mart, dünyada kadınların yüzyıldır yürüttüğü özgürleşme mücadelesinin kutlandığı ve kadınların güncel taleplerinin ifade edildiği bir gün haline geldi.

Türkiye’de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü

İlk kez 1921 yılında “Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlanmaya başlandı. 1975 yılında daha yaygın olarak kutlandı ve sokağa taşındı. “Birleşmiş Milletler Kadınlar On Yılı” programından Türkiye’nin de etkilenmesiyle, 1975 yılında “Türkiye 1975 Kadın Yılı” kongresi yapıldı. 12 Eylül 1980 askeri darbesi’nden sonra dört yıl süreyle herhangi bir kutlama yapılmadı. 1984’ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından “Dünya Kadınlar Günü” kutlanmaya başlandı.

KADINLAR
Dünyada Birbirinden Çok Farklı Kadınlar Vardır;
Sevginin Gücüyle Yaşayanlar
Merhamet Duygusuyla Dünya’yı Güzelleştirenler
Güzel Sesleriyle Rüyalarda Yaşatanlar
Yazılarıyla Kağıtlara Hayat Verenler
İlgi Odağı İyi Kalpli Prensesler
Olağanüstü Kadınlar
Yetenekli Kadınlar
Savaşçı Kadınlar
Bizleri Güldürüp,Yokluklarında Ağlatanlar
Dünya’da Hiç Tanınmamış Kadınlarda Vardır
Herşeyleri Elinden Alınıp, Hatıralarından Koparılanlar
Kendilerini Her Gün Yeni Bir Savaşın İçinde Bulanlar
Haksızlıklar Karşısında Acı Çekenler
Anlatılamayacak Acıları Yaşayan Kadınlar
Tüm Yokluklara Rağmen Çocuklarının Yanında Gülümseyen Analar
Katı Kurallara Boyun Eğmek Zorunda Kalanlar
Kaderinin Ne Olacağını Bilmeyenler
Yaşamının Hergünü Yüzüne Yazılmış Olan Kadınlar
Hepsi Çok Özel Kadınlar
Hepsi Yıldızlardan Güzel Kadınlar
Çünki Onlar Tüm Güçleriyle Dünyayı
Güzelleştirmeye Çalışan Kocaman Kalpli Melekler
Tüm Güzel Bayanlar
Annelerimiz
Kızkardeşlerimiz
Dostlarımız, Arkadaşlarımız
Dünyamızı Güzelleştirdiğiniz İçin
Sonsuz Teşekkürler…
Kimi Der Ki Kadın
Uzun Kış Gecelerinde Yatmak İçindir
Kimi Der Ki Kadın
Yeşil Harman Yerinde
Dokuz Zilli Köçek Gibi Oynatmak İçindir
Kimi Der Ki Ayalımdır
Boynumda Taşıdığım Vebalımdır
Kimi Der Ki Hamur Yoğuran
Kimi Der Ki Çocuk Doğuran
Ne O, Ne Bu, Ne Köçek, Ne Ayal, Ne Vebal
O Benim Kollarım, Bacaklarım, Başımdır
Yavrum, Annem, Karım, Kızkardeşim
Hayat Arkadaşımdır

Nazım Hikmet

8 Mart dünya Kadınlar Günü Vikipedi’nden faydalanılmıştır.