Anneler Günü Hediyesi

Anneler günü her yıl Mayıs ayının ikinci Pazar günü kutlanan çok önemli bir gündür. Anneler günü her yıl aynı güne denk gelmediği için pek çok kişi tarafından karıştırılır. 2013 yılında 12 Mayıs Pazar’a denk gelmektedir. Bizi 9 ay karnında taşıyıp, her türlü kahrımızı çeken annelerimize sevgimizi gösterebileceğimiz en önemli gündür anneler günü.

Anneler günü sevgili annelerimizi hatırlamak ve onlara olan minnetimizi ifade etmemiz için çok önemli bir gündür. Bu önemli günde annenizi bir demet çiçek ve ona özel seçtiğiniz bir hediye ile ziyaret etmek hem sizi hem de annenizi mutlu edecektir. Annenizi en iyi tanıyan kişilerden biri olarak ona beğeneceği bir anneler günü hediyesi bulmakta zorluk çekmeyeceksiniz fakat yine de hediye işini son ana bırakmayın ki aradığınızı bulabilesiniz. Hediye bakarken lidyana.com u ziyaret etmeyi unutmayın.

Annenize lidyana.com daki binlerce çeşit hediyeden birini alarak onu bu güzel günde mutlu edebilirsiniz. Dilerseniz annenizin adını yazdırabileceğiniz bir kolye ile ona kendisini özel hissettirebilirsiniz. Dilerseniz de annenizin ihtiyacı olan, hep istediği parfümü ya da saati lidyana.com dan alabilirsiniz.

Lidyana.com

http://www.lidyana.com/anneler-gunu-hediyeleri

İdeal ilişki nasıl yaratılır?

”Ben varım” mı diyorsun, yoksa ”ben yok’um” mu?

İlişkilerimizi kendi kişisel gelişimimize paralel bir şekilde yaşarız. Her birey kendi içinde bu evreleri yaşamıştır ve yaşayacaktır. Bu süreç bizim kendimizi geliştirmemizle doğru orantılı bir şekilde yer alır.

İlişkiler kendi içlerinde farklı evreler yaşarlar, bu aslında bizim kendimizi geliştirmemizle doğru orantılı bir şekilde yer alır.

Son yazım “O Kadınlar ve Evdeki Kadınlar” hakkında yazdıklarımdan sonra gelen sorulardan, ideal ilişkiyi bir de bu evreler içinde birbirimize karşılıklı hizmetlerimizi anlatarak tanımlamanın faydalı olacağını düşündüm.

Şimdi kuyuya bir taş atıyorum ve diyorum ki; yaşadığımız ilişki bizim tam ve bütün olma yolculuğunda bulunduğumuz nokta ile aynı orantıdadır. Etrafımızdaki insanlarla birbirimize karşı hizmet boyutunda görevliysek, ilişkide olduğumuz kişi de bizim gelişimize en çok katkı sağlayacak kişidir. O sebeple ilişki içinde yaşanan olaylara dualite içinde bakmamalıyız. Yaşananları doğru – yanlış olarak tanımlamak yerine, olana bakıp “Burada beni rahatsız eden ne var, ne oluyor şimdi?” diye bakmaya başlamak, öncelikle ideal ilişkiye giden ilk adımdır. Örneğin gece yarısı sevdiğiniz kişinin cep telefonuna bir mesaj geliyorsa; aklınıza ilk olarak ne gelir?

Ben Yokum

Asıl önemli olanın olayın kendisi değil, sizde yarattığı etki dememiş miydik… İşte bu sebeple bu olay karşısında düşündükleriniz sizin ilişki içinde bulunduğunuz evreyi tanımlar.

Biraz daha konuyu açacak olursak; olan olayın bir anlamı yoktur. Olan ikinci plandadır. Burada sizi rahatsız eden bir durum varsa, bunun arkasında mutlaka beslenen bir korku vardır.

Yapmamız gereken, ilişki içindeyken gelişen olaylar karşısında bu korkunun ne olduğunu bulmak ve yapılması gerekenler karşısında sorumluluklarımızı fark etmektir.

Yüzleştiğimiz korkular bizim bir zamanlar yaşadıklarımızın, duyduklarımızın, bize öğretilen, belki zorla kabul ettirilen başkalarının deneyimlerine ait olan korkulardır. Bu deneyimler bilinçaltımıza yerleşerek bizi sınırlamaktadır. Cesur, özgür hareket etmemizi engellerler.

Tekrar ideal ilişkinin nasıl olması gerektiğine dönecek olursak… Aslında karşımıza çıkan kişi bizim zeminimize en uygun kişidir. Evrensel anlamda bizim korkularımızı bulup, onlarla yüzleşmemizi sağlamak için bize hizmetle görevlidir.

Oynadığı rol bizim ona verdiğimiz roldür.

İlişkileri gruplara ayıracak olursak ilk zemin kişinin kendini kaybettiği, kendi kimliğini ortaya koyamadığı, yok olduğu (önceki yazımda söz ettiğim evdeki kadın) noktasıdır. Bu belki de ilk başlarda aşkın gözümüzü kör ettiği alandır.

Bu alanın adı “Ben Yokum“ dur .

Ben Varım

Tam ve bütün olma yolculuğunda farklı kimliklerimizde sürekli deneyimlerle yaşarız. Kimi gelişiminin büyük bir kısmını iş kimliğinde, kimi ebeveyn kimliklerinde yaşamış olabilir. Bu durum onu ilişki içinde bir adım daha ileriye götürür.

Kişi artık farklı kimliklerinin etkisi ile kendi değerinin farkındadır. İş yerinde bir statüsü, yaptığı iş karşılığında yüksek bir geliri vardır. O zaman kişi ilişki içinde de tamamen kendini görmek ister. Burada egosunun öğrendiği kontrolcülük ve daha iyisini istemek vardır. Ve buna ek olarak kişinin bir de şişmiş bir egosu olur.

Gelişiminin bu noktasında olan kişi her türlü şeyi yapmayı hakkı olarak görür. Aldatmalar bu kişi için ilişkinin bu noktasında olağan bir şeydir. O kadar çok kendisiyle doludur ki; karşısındaki kişinin duygularını düşünmez. İlişki içinde olduğu kişiye karşı sevgisi devam eder, ama burada kendisini abartılı bir şekilde sevdiği için saygı çerçevesinde hareket etmesi pek olağan değildir.

Eğer ilişki bu noktaya gelmişse bu kişiyle ilişki içinde partnerine (eş, kız arkadaş, erkek arkadaş) düşen 2 rol vardır; ya yukarıdaki gibi “Ben Yokum“ noktası veya “Ben Varım “ noktası olabilir.

Sen de varsın

İlişkideki iki taraf da “Ben Varım” noktasında iseler, yani kendi değerlerinin farkında iseler o zaman ilişkide kendilerini geliştirmeleri gereken nokta diğer kişinin varlığını kabul etmektir.

O zaman yavaş yavaş alınan kararlarda danışılmaya, paylaşılmaya başlanır. Bu ilişkinin “Sen de varsın” evresidir.

Bu evre olgunlaşan kendi değerlerinin ve karşısındakinin değerini fark etmiş olanlar için artık gerçek ‘Sevgi’nin, ‘Aşk’ın ve ‘Haz’zın paylaşıldığı son evre olan “ İyi Ki Varsın”a hazırlık evresidir.

İyi Ki Varsın

Bu son evrede ilişki içindeki bireyler birbirleri karşısında tam ve bütün olarak durabildikleri için yaşanan olaylardan tetik almazlar. Yaşanan bir olayın kendilerini değersiz, sevgisiz hissettirmesine izin vermezler. An’a ait olan duyguları taşarak yaşarlar.

Bu evre sevginin bolluk, bereket ve zenginlik içinde yaşandığı son evredir.

Şimdi durup bir kendinize baktığınızda; “Siz ilişkinizde neredesiniz?“

Sevgiyle yazdım,
Saba Deniz
Yaşam Koçu

Kış aylarına kusursuz “Merhaba”

Yaz tatili sonrası cilt lekelerinden şikayetçi olanlar için kendinizi çok daha iyi hissettirecek bir çözüm geliyor: Kimyasal Peeling ve Dermaterapi.

Yaz aylarında özellikle kadınların vazgeçilmezi haline gelen bronzluk, tatil sonrası teninizde bıraktığı lekelerle savaşma isteği oluşturabiliyor. Bronzluğa bağlı olarak farklı düzeylerde melanin içeren cildiniz, kış aylarını pırıl pırıl sağlıklı bir cilt ile geçirebilir artık…

Estetik Koçu ve Beslenme Danışmanı Dr. Alp Mamak, Kimyasal Peeling ve Dermaterapi yöntemiyle cildinizi hem ultraviyole ışınların zararlı etkilerinden arındırmaya yardımcı oluyor, hem de kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlıyor. Yaz tatili sırasında güneşe maruz kalan, özellikle beyaz tenli kişilerde oluşan güneş lekeleri, beneksi cilt koyulaşmaları, aşırı yağlanma, ciltte kuruluk, çiller veya kırmızılık şeklinde oluşabiliyor.

Dr. Alp Mamak, yaz aylarında güneşe ve solaryuma bağlı olarak oluşan ve sizi mutsuz eden güneş lekelerini, akne izlerini, yaşlılık lekeleri ve ince kırışıklıklarınızı çok basit bir yöntemle yok etmeye yardımcı oluyor.

Lekelere birebir!
Kimyasal Peeling ve Dermaterapi yöntemiyle, probleme bağlı olarak meyve asitleri(Kimyasal Peeling) veya küçük iğneler (Dermaterapi) yardımı ile uygulanıyor. Yöntemi iki haftada bir uygulayarak, toplam 4-10 seans sonucu yüksek başarı elde eden Dr. Mamak, düzenli uygulanan Kimyasal Peeling ve Dermaterapi’den sonra cildin daha genç, canlı, nemli ve parlak hale geldiğini vurguluyor.

Sağlıklı bir çocuk için olmazsa olmazlar

Uzman Dr. Murat Yıldırım sağlıklı çocuk büyütmek için dikkat etmemiz gerekenleri anlatıyor.

Katkı maddeli gıdalar, çevre kirliliği, sigara ve günlük yaşamda sıkça karşılaştığımız kimyasal maddeler… Sağlığımızın bu düşmanları zayıf bünyeleri nedeniyle özellikle çocukların sağlığını kötü etkiliyor. Ayrıca, hayatımızda fazlaca yer alan teknoloji de kimi zaman gözle görülmeyen olumsuz etkiler yaratıyor. Cep telefonları, bilgisayarlar ve evde kullanılan elektronik aletler çocuklar için zararlı olarak kabul ediliyor.

Suadiye Memorial Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzman Dr. Murat Yıldırım, sağlıklı çocukların ancak sağlıklı çevrelerde büyüyebileceğini belirterek, çocuk sağlığı konusunda bizlere bazı önerilerde bulundu.

Sigara içilen evdeki çocuklar daha sık hasta oluyor
Zamanımızın büyük çoğunluğunu geçirdiğimiz ev içi ortam çocuk sağlığı için tehdit unsuru olabiliyor. Evlerde kullanılan eşyaların zamanla değişikliğe uğraması, halıların daha çok kullanılmaya başlanması, evde hayvan besleme alışkanlığının artması, pencere ve kapı izolasyonlarının artması, ev içi hava sirkülasyonunu azaltır. Ev tozu akarlarının ciddi bir problem halini almasına neden olur. Evde içilen sigaranın ise büyümekte ve gelişmekte olan çocuğun akciğerlerinde, erişkinde olduğundan daha büyük zararlara yol açar.

Elektronik aletlerin kullanımını sınırlandırın

Günlük yaşamda kullandığımız elektronik cihazların tamamı elektromanyetik alan yaratmaktadır. Televizyonlar için her yönde 3 metrelik korunma alanı sağlanmalıdır. Bilgisayarlar da çocuk sağlığı için tehdit unsurları arasındadır. Bu açıdan çocukların bilgisayar karşısında geçirdikleri süre kısıtlanmalı, düşük elektrik ve manyetik alanı olan bilgisayarlar tercih edilmelidir.

Hava kirliliği alerjik hastalıklara neden oluyor
Çocukların oksijen gereksinimi ve tüketimi fazladır. Ayrıca, çocuklar hava içindeki kirliliğe erişkinlerden daha çok maruz kalırlar. Çocuklar erişkinlere göre daha fazla ağızdan soluk aldıklarından, burnun sağladığı filtre fonksiyonunu daha az kullanırlar. Hava yolları daha dar olduğundan havadaki toksik ajanların zararlı etkisi daha belirgindir.

Son 20–30 yılda önemli bir sağlık problemi olarak karşımıza çıkan hava kirliliği, astım, diğer solunum yolu hastalıkları ve alerjik hastalıklarda önemli rol oynar. Ayrıca, hava içindeki toksik maddeler polenlere yapışarak, polenin alerjik potansiyelini artırabiliyor. Hava kirliliği, egzoz parçacıkları, hidrokarbonlar, sülfür bileşikleri, ozon ve sigara dumanı alerjik hastalıklara zemin hazırlayabiliyor.

Dışarıdan alınan bazı zararlı maddeler çocuklarda hormon düzenini bozarak etki gösterirler. Evimizde kullandığımız pet şişeler, plastik kaplar, streç film koruyucular, temizlik maddeleri, ilaçlar, kozmetik maddeleri, bitki ilaçları, bitki ve hayvan üretiminde kullanılan hormonlar her an karşılaştığımız hormonal bozuculardır. Dünyadaki hastalıkların üçte biri çevresel kaynaklıdır ve çocuklar bu hastalıklara daha duyarlıdır.

Bu bilgiler ışığında çocukları hastalıklara karşı korumak için alınması gereken önlemler şunlar:

  • Evde kesinlkle sigara içilmemeli.
  • Çocuklu evlerde halı az kullanmalı, ev sık süpürülmeli ve sık havalandırılmalı.
  • Televizyon ve bilgisayar kullanımı sınırlanmalı.
  • Hava kirliliğinin yoğun olduğu günlerde çocuklar dışarıda az zaman geçirmeli.
  • Evde plastik kullanımı en aza indirilmeli.
  • Deterjan az kulanmalı, çamaşır ve bulaşıklar iyi durulanarak deterjandan arındırılmalı.
  • Katkı maddeli ve hormonlu gıdalardan mümkün olduğunca uzak durulmalı.

Yağ yakan yiyecekler

Bu besinleri tüketerek mükemmel bir vücuda sahip olabilir, kilolarınızdan kurtulabilirsiniz…

Zayıflamak isteyenler, bu dört besine dikkat! Kırmızı biber, hindiba, greyfurt ve yoğurt vücutta yağ yakımına, kilo vermenize yardımcı oluyorlar.

Kırmızı biber
İçindeki acı madde “capcaicin”, vücudun kan dolaşımını hızlandırarak ısısını artırmasına neden oluyor. Vücudun forma girmesine yardımcı olan bu etkiye de “termojenes” adı veriliyor. Vücut ısısı ne kadar artarsa yağ yakımı da o derece hızlanıyor.

Hindiba
Hafif sarımsı bu sebze içinde kan damarlarına pozitif etkisi bulunan ve hazmı kolaylaştıran ‘intybin’ ya da ‘taraxin’ gibi çok özel keskin maddeler barındırıyor. Bu iki madde, vücuttaki asitlerin atılımında ve metabolizmanın düzenli çalışmasında önemli bir görev üstleniyor. Bu sayede tatlıya olan iştah azalıyor.

Greyfurt
Bu meyve içeriğindeki ikincil bitkisel maddeler ve C vitaminiyle gerçek bir form dostu olduğunu kanıtlıyor. Vücudun enerjisini artırırken açlık krizlerini önleyici etkisi bulunuyor.

Yoğurt
Kalsiyum olmadan metabolizmamız sadece sınırlı bir şekilde çalışmasını sürdürüyor. Bu yüzden iyi bir beslenme düzenine dikkat etmek sağlıklı ve kusursuz bir vücuda sahip olmakla aynı anlama geliyor. Az yağlı yoğurt içerdiği yoğun mineraller sayesinde vücudun yağ yakımını da belirli bir oranda yükseltiyor.