Anneler Günü Hediyesi

Anneler günü her yıl Mayıs ayının ikinci Pazar günü kutlanan çok önemli bir gündür. Anneler günü her yıl aynı güne denk gelmediği için pek çok kişi tarafından karıştırılır. 2013 yılında 12 Mayıs Pazar’a denk gelmektedir. Bizi 9 ay karnında taşıyıp, her türlü kahrımızı çeken annelerimize sevgimizi gösterebileceğimiz en önemli gündür anneler günü.

Anneler günü sevgili annelerimizi hatırlamak ve onlara olan minnetimizi ifade etmemiz için çok önemli bir gündür. Bu önemli günde annenizi bir demet çiçek ve ona özel seçtiğiniz bir hediye ile ziyaret etmek hem sizi hem de annenizi mutlu edecektir. Annenizi en iyi tanıyan kişilerden biri olarak ona beğeneceği bir anneler günü hediyesi bulmakta zorluk çekmeyeceksiniz fakat yine de hediye işini son ana bırakmayın ki aradığınızı bulabilesiniz. Hediye bakarken lidyana.com u ziyaret etmeyi unutmayın.

Annenize lidyana.com daki binlerce çeşit hediyeden birini alarak onu bu güzel günde mutlu edebilirsiniz. Dilerseniz annenizin adını yazdırabileceğiniz bir kolye ile ona kendisini özel hissettirebilirsiniz. Dilerseniz de annenizin ihtiyacı olan, hep istediği parfümü ya da saati lidyana.com dan alabilirsiniz.

Lidyana.com

http://www.lidyana.com/anneler-gunu-hediyeleri

Saniyenin Beşte Birinde Aşık Olmanız Mümkün

Günümüzde aşklar sevgiler saman alevi gibi, kısa bir süre için şiddetlenip birdenbire sönüveriyor. Yaygınlaşan kanı bu; ancak saniyeden daha az sürede başlayıp uzun bir süre varlığını sürdüren aşklar da yok değil. Amerika’da yapılan bir araştırma saniyenin beşte birinde aşık olunabileceğini kanıtlıyor.

Biz kadınlar yıllardır ilk görüşte bir aşk ve yıldırım nikahı hayalleriyle yaşadıktan sonra nihayet, ABD’de yapılan bir araştırma ile saniyenin 5’te birinde aşık olmanın mümkün olduğu açığa çıkarıldı.

Aşık olduğumuzda bulutların üzerinde uçma hissinin ya da karnımızda uçuşan kelebeklerin nedenini de araştıran bilim adamları, o anda bir insan beyninin 12 ayrı bölgesinin koordine bir biçimde keyif verici kimyasal madde ve hormon salgıladığını belirtiyorlar.

Hepimizin aklında oluşan “insan beyni ile mi aşık olur kalbi ile mi?” sorusu ise henüz açık ve net olarak cevaplanamıyor. Ancak araştırmayı yürüten Profesör Stephanie Ortigue, aşık olma esnasında kalpte oluşan bazı değişimlerin beynin ürünü olduğunu ve iki organın da bu karmaşık duygunun oluşmasında etken olduğunu düşünüyor.

Böylece aşkın bilimsel temellere dayandığı sonucunu elde eden insanoğlu, yaşadığı hızlı hayatta 1 saniyeye bile ihtiyaç duymadan aşk duygusunu da tadabiliyor. Kadın ve erkek ilişkilerinde yapılan araştırmalara devam edileceği de belirtiliyor.

Peynirli Biber Dolması

Biber dolmasını hep alıştığımız bildiğimiz şekilde yaptık ve tattık. Biraz farklı bir tarife ne dersiniz, hem farklı bir lezzet tadacak hem de alışılmışın dışına çıkacaksınız.

 

Malzemeler
10 adet köy biberi
2 dilim beyaz peynir
2 yemek kaşığı ince doğranmış maydanoz
1 adet yumurta
1 kâse galeta unu
Damak tadınıza göre tuz
Kızartmak için yağ

Hazırlanışı

Peyniri çatalla ezip maydanozla karıştırın. Biberleri bol suyla yıkayıp yatay biçimde kesikler açın. Peynirli harçla biberleri yatay kesikten doldurun. Yayvan bir tabağa yumurtayı kırıp karıştırın. Galeta ununu düz bir tabağa alıp tuz ekleyip karıştırın. Kızartma yağını tavaya alıp kızdırın. Biberleri önce yumurtaya sonra galeta ununa bulayın. Kızgın yağda her iki tarafını pişirin. Sıcak servis yapın. Afiyet olsun
.

Öğrenci İçin Yeni Bir Başlangıç: Karne

Kötü karnenin öğrencinin kişiliğini ve genel başarısını gösteren bir araç olmadığını belirten Uzman Klinik Psikoloğu Neslihan Arıcı, “Kötü karne bu bağlamda hayatın sonu değil, tam tersine hayatın başıdır” dedi.

Medipol Hastanesi Uzman Klinik Psikologlarından Neslihan Arıcı, kötü karnenin öğrencinin sadece bir yılda aldığı derslerdeki performansını gösterdiğini belirterek, “Öğrencinin kişiliğini, genel başarısını gösteren bir araç değildir. Bu bağlamda hayatın sonu değil, tam tersine hayatın başıdır. Çünkü kötü karneyle öğrenci hayatında neleri değiştirmesi gerektiğini fark edebilir ve ileriki performansını değiştirmek için adımlar atabilir” dedi.

Öğrencinin karnesinde düşük performans sergilemesine veya başarısızlığına neden olarak birçok etkenin olabileceğini belirten Arıcı, şöyle devam etti: “Bu etkenler arasında ailenin öğrenciyi ders konusunda kontrol etmemesi ya da çok kontrol etmesi, öğrencinin ders çalışma yöntemlerini bilmemesi, öğrenciye sorumluluk anlayışının öğretilmemesi, öğrencinin önünde başarılı modeller olmaması ya da çok başarılı modeller olması, öğrencinin ailesinin ve öğretmeninin öğrenciden beklentisinin yüksek veya düşük olması, öğrencide öğrenme veya dikkat sorunun olması, öğrencinin içsel motivasyonun düşük olması, öğrencinin ders çalışma sonucunda alacağı kazançlarını fark etmemesi, öğrencinin ailesi ve arkadaşlarıyla olan olumsuz ilişkisi, öğrencinin sınıf ortamındaki konumu, öğretmenin dersi çok etkin verememesi, dersin zorluğu, yer almaktadır.”

Anne – babalar dikkat!

Karnedeki zayıfları değerlendirmede anne babalara çok iş düştüğünü hatırlatan Arıcı, dikkat edilmesi gereken noktaları şöyle sıraladı:

İlk olarak aile karnesinde zayıflar alan öğrenicinin zayıflar almasına etki eden nedenleri gözden geçirmelidir. Karnede zayıf notlarda ailenin kendisinin sebep olduğu etkenler varsa (Çok baskı yapma ya da hiç ilgilenmeme, sorumluluk vermeme, yüksek veya düşük beklentili olma, olumsuz ilişki kurma) aile bunu kendileri ele almalıdır. İyi model olmak her zaman öğrenciyi olumlu etkilemektedir. Karnedeki zayıf notlarda öğrencinin yaptığı yanlışlar varsa (Ders çalışmama, çok bilgisayar oynama, sorumluluk alamama çalışma sonucunda alacağı kazançlarını fark etmeme) bunlar öğrenciyle konuşulmalı ve ailecek bunlara çözüm bulunulmalıdır.

Kastamonu’nun Vazgeçilmezi “Simit Tiridi”

“Tiridine bandım” isimli Kastamonu türküsüne adını veren “simit tiridi”, kenti ziyaret eden yerli ve yabancı turistlerin vazgeçemediği lezzetlerin başında geliyor.

Yemek, Kastamonulu ustalar tarafından geleneksel tarifiyle yapılmaya devam ediliyor. Kentte 45 yıldır kendisine ait lokanta tirit yapan usta Hasan Köse (75), Kastamonu’nun eski bir yerleşim yeri olduğunu, simit tiridinin de yaklaşık 400 yıllık geçmişi bulunduğunu söyledi.

Geçmiş yıllarda bayat simitlerin israf olmaması için tirit yapılmasıyla yemeğin yaygınlaştığını ifade eden Köse: “Eskiden Kastamonu’nun her lokantasında bu yemek yapılıp müşterilere ikram edilirdi. Şimdi artık bir ben, bir de yöresel yemek yapan küçük lokantalarda ev hanımları yapıyor. Aslına uygun olarak hazırlayan birkaç kişi kaldı. Dinimizde israf etmek haramdır. Evlerde hanımlar bayatlayan köy ekmeklerinden bu yemeği yapıyor ancak simit tiridi kadar lezzetli olmuyor.

Kentimize gelen turistler muhakkak bu lezzeti tadıyor.” Yıllardır simit tiridi yaparak aile ekonomisine katkıda bulunan Satiye Dumanoğlu, Nezahat Ünal ve Bedriye Er ise simit tiridinin kendilerine atalarından kalan ve kentin mutfak kültürünü yansıtan en önemli yemek olduğunu belirtti.

Simit Tiridi Tarifi

Kastamonu simidi, kemik suyu, sarımsak, yoğurt, kavrulmuş kıyma ve tereyağından hazırlanan simit tiridinin yapılışı şöyle:
“Kastamonu simidi diğer yörelerden farklı olarak, böreklik unla mayalanıp yoğrulduktan sonra hamur simit halkası haline getirilir ve 10 dakika bekletilir. Dinlenmiş hamur, içinde elma pekmezinin kaynadığı suda haşlanır. Daha sonra fırınlanarak hazır hale getirilir. Simitler bir tabağa küçük parçalar halinde doğranır. Tencerede kaynatılmış kemik suyu bu simitlerin üzerine dökülür. Bunun üzerine sarımsaklı yoğurt ve onun üzerine de 6-7 saat ağır ateşte kavrulmuş kıyma dökülür. En üste eritilmiş tereyağı dökülerek yemek hazırlanmış olur.”

Oje nasıl sürülmeli?

Günlük hayatımızda renk renk, desen desen sürdüğümüz ve ellerimizi zarif, bakımlı ve güzel gösteren ojeleri sürerken dikkat etmemiz gereken noktalar var. İşte oje sürmenin püf noktaları!

Giydiğimiz kıyafetlere uyumu ve tarzımızı yansıtması açısından oje biz kadınlar için vazgeçilmezdir. Çeşit çeşit renkleri, parlak veya mat modelleri, üzerine yapılan desenler ile oje, tırnaklarımızı daha güzel gösteriyor. Gelelim seçilen ojenin doğru uygulanma şekline. Ojelere bayılsak bile sürmekten üşenir, hatta vazgeçebiliriz. Oje sürmenin inceliklerini öğrendiğiniz zaman bu süreç daha keyifli hale gelecek.

Ojelerinizin çabuk soyulmaması için sürme işleminden önce tırnaklarınızın temiz ve kremsiz olmasına özen gösterin.

Tırnak sağlığınız için de, ojeyi tırnak dibindeki ete sürmekten kaçının.

Bizler hep ojeyi dipten uca doğru sürüyoruz ama doğru olan ojeyi uçtan dibe doğru sürmektir. Ancak son işlem dipten uca doğru olmalıdır.

Kuruyan ojelerinizi soğuk suya tutmanız, daha uzun süre kullanabilmenizi sağlayacak.

Tırnak biçiminiz oje sürmede büyük önem taşıyor. Badem yapıdaki bir tırnak tipine sahipseniz, dip kısımları açıkta bırakın ve ojenizi daha çok yanlara doğru sürün.

Geniş görünümlü bir tırnağa sahipseniz, yanları açık bırakacak şekilde süreceğiniz oje, tırnaklarınızı daha zarif gösterecek.

Son olarak, uzun tırnaklılar koyu renk ojeleri, kısa tırnaklılar ise açık renk ojeleri tercih etmelidirler.

Sedef Hastalığına Tabiat Ana Ne Diyor?

Kainatın eczanesinde , ya da Tabiat Ana’da, tıbbın çare bulmak için yıllardır çalıştığı sedef hastalığına yönelik neler var. Umutsuz olmayın, bazı doğal bitkiler ve bitki özleri, sedeften dolayı çaresizlik yaşayanlara çok şey anlatıyor. Özellikle sedef ve egzama gibi birçok insanın yaşadığı cilt sorunu için, klasik tıbbın yanında Tabiat Ana’mızın yeşil şifasına mutlaka bakmak lazım. 15 yılı aşkın zaman şifalı bitkilerle ilgileniyorum. Doğal yöntemle söz konusu hastalıklardan kurtulan birçok insan tanıdım. Özellikle cilt sorunları konusunda yıllardır bitki özleri formülleri üzerine emek harcıyoruz. Bitkilerde birçok hastalıkları giderecek bilginin saklı olduğunu bilmeliyiz. Bitkisel tedavi, 3 bin yıllık bir serüven. Tarih boyunca tüm uygarlıklar bu yöntemden yararlandı.

Kadınlar sedeften çok etkileniyor

Ciltte erozyonlar, artan kırmızılıklar, küçük yaralar ve çatlaklarla kendini belli eden bu rahatsızlıklara karşı, doğada büyüyen bitkiler, içinde çare saklanıyor. Erkekleri de bu hastalık manevi yönde çok etkiliyor ama estetik görünümü deforme ettiği için kadınlarda sedef tam bir depresyon ve içe kapanma nedeni. Egzamalı ve sedefli insanların çevresindeki insanlarla ilişkileri bu hastalıktan dolayı azalıyor. Oysa içe kapanma ile geçen günlerini doğadan yardım alarak geçirseler, şifalı bitki çözümleriyle biraz bile ilgilenseler, faydalarını görmekte gecikmeyecekler. Bazı bitkilerin yaprakları, uçucu yağların fonksiyonları sedefin önlenmesinde evrensel güçlere sahipler… Bu otlardaki aktif bileşenler, ciltteki hastalığı asimile edebiliyor ve sorunların ortadan kaldırılmasına yardımcı olabiliyor. Bakımlı görünüme geri dönmenizi sağlıyor. Organizma üzerinde belirgin iyileştirici etkiye sahip bitkiler içinde, bağışıklık sistemini düzenleyici özellikte olanlar, sedefin nedenlerini ortadan zamanla kaldırıyor.

Bitkilerle iyileştirici etki

Özellikle kış mevsiminde bu hastalık arttığı için, bu yazımı bu konuya ayırdım. Tamamlayıcı tedavi’ olarak evde bakım yoluyla edilen mücadele ile bu hastalığa karşı iyi sonuçlar almak mümkün. Bu yöntemle, süreç içinde deri bozuklukları ortadan kalkarak normalleşiyor. Sedef, içten uygulanan bitkisel bakımların yanı sıra, sorunlu cilde sürülen doğal kremler de kullanmayı gerektirir. Derideki lezyonları arındırıcı işlemlerle, belirgin bir iyileşme etkisi veren bir araç olarak bu doğal kremleri de ihmal etmemek lazım. Doğanın bünyesinde barındırdığı iyileştirici görevler, hastalığın etkilerini bertaraf etmekte yarar sağlıyor. Tüm cilt katmanlarında, iyileşmek için doğal metabolik süreçleri hızlandırıyor.

Genellikle dirseklerde, dizlerde, ellerde irili ufaklı yara benzeri belirtiler gösteren bu hastalığın nedeni bilinmiyor. Ancak vücudun bağışıklık sisteminin herhangi bir nedenden zarar görmesi, düzeninin bozulması, ani bir korku, acılı ve üzüntülü bir olayla karşılaşmak ve sinir sistemi rahatsızlıkları gibi nedenlerden bir kaçıyla sedef ortaya çıkabiliyor. Vücudun en iyi dostlarından biri olan çörekotu sedef hastalığında kullanılan otlardan sadece biri. Meyan kökü ve karabaş otu gibi bitkilere de dikkat çekiyorum.

Fakat aşırı stres, sigara, alkol ve fazla çay, kahve tüketiminde sedefli hastalar çok dikkatli olmalı. Bunların fazla kullanımı sedefli deriye olumsuz etki yapıyor. Huzursuz bir hayat tarzı genellikle sedefi körüklüyor . Kızartmalar ve turşular sedefli hastalarda kaşıntıyı artırdığı için riskli…

Kainatın eczanesi, tıbbın çare bulmak için yıllardır çalıştığı sedef hastalığında çok olumlu sonuçlar sağlıyor. Umutsuz olmayın, bazı doğal bitkiler ve bitki özleri ile iyileşmek mümkün. Bitkisel sağlıkta, Precelsus’un “Bütün dağlar, tepeler ve otlaklar birer eczanedir” sözünü daima anımsayalım.
Besininiz ilacınız, doğa dostunuz olsun!

Kırışıklığa Karşı Kiraz Suyu

Küçükken kulaklarımıza küpe olarak taktığımız kirazı o güzel tadı ve bıraktığı geçmeyen lekeleriyle hatırlıyorum. Peki kirazın faydalarını merak ediyorsanız yazımıza bir göz atın.

İdrar söktürücü özelliği ile böbreklerin dostu olan yaz meyvesi kiraz, vücutta biriken zehirli maddelerin karaciğer ve böbrek yoluyla dışarıya atılmasını sağlıyor.

Bu sayede kiraz; ürik asit ve ürat tuzlarının vücuttan atılmasını sağladığından, romatizma ve gut hastalıklarıyla eklem kireçlenmesi ve damar sertliğinin tedavisinde kullanılıyor. Uzmanlar, kirazın diğer yararlarını ise şöyle sıralıyor:

Kirazın önemli özelliklerinden biri kabızlık giderici olması. Özellikle bayat yenilen yemeklerin, pastırma ve sucuk gibi gıdaların zararlarını önlüyor, aynı zamanda kandaki zararlı maddelerin vücuttan atılmasını ve kanın temizlenmesini, yüzde oluşan sivilcelerin geçmesini sağlıyor.

Kiraz suyunun yüz ve boyun kısımlarına sürülmesi, derideki birtakım kırışıklıkları önlüyor ve gideriyor. Karaciğerin dostu olan kiraz, hastalıklar sonucunda fazla ilaç tüketimi; nikotinin vücuttan atılamaması ve zehirlenmeler sonucu zorlanan karaciğerin yükünü hafifleterek iyileşmesine yardım ediyor. İçeriğindeki bol fosforla sinirleri kuvvetlendirerek sakinlik veriyor.

30, 40 Yıl Saklanabilen Turşular

Turşu çoğu yemeğin yanında gidebilen enfes bir lezzet… Hatta tek başına bile mükemmel olabiliyor tabi doğal olduğu zaman. Turşunun bir diğer özelliği ise hemen hemen her şeyden yapılabiliyor ve neredeyse 100 yıla kadar saklanabiliyor. Nasıl mı?

123 yıllık Hacı Abdullah Lokantası Genel Müdürü Abdullah Korun Osmanlı mutfağında önemli bir yere sahip olan turşunun, hava almadığı takdirde 70-80-100 sene bozulmayacağını söyledi.

Sultan 2. Abdülhamit tarafından 1888 yılında kuruluş beratı verilen Hacı Abdullah Lokantası’nın Genel Müdürü Abdullah Korun, turşunun Osmanlı yemek kültüründe önemli bir yere sahip olduğunu, turşunun o günden bu yana yemek kültüründe bir gelenek olarak devam ettiğini belirtti.

Korun, lokantada müşterilere sundukları turşuyu kendilerinin yaptığını, turşunun malzemesinin de kalitesine önem verdiklerini kaydetti.
Turşunun bir tüketim süresinin olmadığını dile getiren Korun, “Öyle kompostolar, öyle konserveler var ki, 30-40 yıllıklar. Bizde 1972, 1976’da yapılmış konserveler, turşular var. Turşu, ağzı açılmadığı sürece, hava almadığı sürece 70-80-100 seneye kadar gidebiliyor” dedi.
Bütün meyve ve sebzelerden turşu yapılabildiğini söyleyen Korun, “Mükemmel de oluyor. Turşu, biber, salata, lahanadan ibaret bir yiyecek değil. Biz içine hiç asit koymuyoruz. Sadece sirke, şeker ilave ediyoruz.

Dışardan alıp yediğiniz turşularda, insanların dişleri kamaşıyor. Biraz da fazla kaçırdığınız zaman üstüne yemek yiyemiyorsunuz. Biz de böyle bir şey yok. Biz de tamamen doğal bir şekilde yapıldığı için, ne kadar yerseniz yiyin rahatsızlık vermiyor. Biz de çağla bademinden tutun da eriğe, elmaya, kayısıya kadar turşu
yapılıyor. Üzümden ve yumurtadan dahi turşu olabiliyor. Yeter ki yapmak isteyin.”

Saklama yöntemi ve yapımının püf noktaları
Korun, sıcak ortamda bırakılan turşunun tadının hemen değiştiğini, turşunun soğukta tutulması gerektiğini, konserveye göre dayanma gücünün daha az olduğunu söyledi.
Turşunun cam kavanozlarda yapılması gerektiğini vurgulayan Korun, “Ev hanımlarına özellikle, şu an en çok kullanılan lahana, salatalık, biber, patlıcan turşularının içine sadece sirke ve biraz şeker koyarak yapmalarını tavsiye ediyorum. Ayrıca içine biraz nohut atılırsa, rengi daha güzel sararır, daha güzel bir renk alır. Altın sarısı gibi bir renk alır. Böylelikle daha güzel bir lezzet elde edilir. Suyunun çok fazla koyulmaması gerekiyor. Sebze miktarının 2 katı kadar su koyulması lazım. O ölçüde koyulduğu zaman, tam kıvamında oluyor” diye
konuştu.

“Turşuya eskisi kadar önem ve değer verilmiyor”
Turşunun, mükemmel ve insan sağlığına faydalı bir yiyecek olduğunu aktaran Korun, şöyle konuştu:
“Ancak burada önemli olan turşunun ev yapımı olmasıdır. Osmanlı mutfağında önemli bir yere sahip olan turşuya eskisi kadar değer verilmiyor. Ev tipi yaptığımız turşularımız, sağlık açısından çok daha faydalı. Çünkü fabrikasyon olarak yapılan turşuların içinde değişik katkı maddesi var. Bu da insan sağlığına faydalı değildir. Osmanlı döneminde eğer bir ev hanımı, reçeli, turşuyu kendisi yapmayıp, çarşı pazardan alıp ev halkına ikram ediyorsa, o hanıma iyi gözle bakılmazdı. Mutlaka kadınların evde yapması arzu edilirdi. Maalesef şimdi ki hanımlar çalıştığı ve zamanları kalmadığı için evde turşu yapmıyorlar.

Turşuya eskisi kadar önem ve değer verilmiyor. Tabi ki en güzeli bir ev hanımının turşusunu, eriştesini, reçelini evde yapmasıdır.”

Erkekler Neden Duygularını Saklarlar?

Erkekleri hep ağlamayan, duygusuz, umursamaz, sert olarak tanıdık ya da öyle tanıttılar. Meğer onlar duygusal, ince ruhlu varlıklarmış. Fakat nedense duygularını göstermekten ya da sertliklerinden taviz vermekten kaçınıyorlar. Neden mi?

Sanılanın aksine erkekler de kadınlar kadar duygusal ancak erkekler için duygusal olmak, bir tür zayıflık. Egolarını zedeleyen bu durum, kendi üzerlerinde hâkimiyeti kaybettikleri hissini verir ve paniklemelerine yol açar.

Erkekler bir kadına çok âşık bile olsa, sevgisini gizlemeyi tercih eder çünkü kadının eline koz vereceğini düşünür, bunun kendine karşı kullanılmasından çekinir. Reddedilmekten korktukları için konuşmayı geciktirirler, hiçbir şey umurlarında değilmiş gibi davranıyor olmalarının sebebi incinmekten korkmalarıdır.

Çok hevesli görünmek, çaresiz oldukları izlenimini vermek istemezler. Özellikle bizim toplumumuzda erkeğe biçilen rol bellidir ve her zaman sağlam, sert ve dik durmak zorunda gibi hissederler kendilerini. Oysa erkekler de ağlar.

Bir kadın terk edip giderek erkeği rahatça ezebilir, onu alt üst edebilir. Bunun yaşatacağı yıkımı kadınların bilmesini istemeyen erkekler, hayat devam ediyor biten bitti rolünü üstlenirler ama içlerinde fırtınalar kopar.